Kemal Gökçe

Öyle bir geçer zaman ki...

Yazdır
PDF

İzmir tarihinde en eski izlere Yeşilova Höyüğü’nde rastlanır.  2005 yılında başlayan kazılarla M.Ö. 6500’lere kadar uzanan Neolitik Çağ yerleşimleri görülür. Kalkolitik ve Tunç dönemlerinde İzmir’de, Anadolu’nun diğer yerleşimleriyle çağdaş bir yapı gözlenir. Hitit çağında (M.Ö 1800-1200) parlak bir dönem geçiren Anadolu ve İzmir yerleşimleri, Balkanlar’dan gelen Dor göçleri neticesinde karanlık bir çağa girdi. Göç dalgası nedeniyle sosyolojik yapısının tamamen değiştiğine inanılır. Zira bu dönemden sonra yerli halkla ilgili buluntular çok kısıtlıyken, M.Ö 1000’lerden itibaren Aiyol, İyon gibi Hellen halklarının yerleşimleri görülür.

Bu dönemlerde filizlenen Smyrna yerleşimi soylular, ileri gelenler ve şehir surları gibi özellikleri ile bir kent devlet kimliğindeydi. Nüfusunun ise 1000 ila 1500 arasında olduğu sanılır. Smyrna kent devletinin etrafında da köy yerleşimleri görülürdü. Smyrna’ya bağlı bu halk bağcılık, zeytincilik, balıkçılık, çömlek ve taş işçiliği ile geçimini sağlardı. Yapılan tapınak ve sunaklardan anlaşıldığına göre Tanrıça Athena’ya tapınılıyordu. M.Ö 650’lerden itibaren parlak bir döneme giren Batı Anadolu kentlerinin öncüsü yine İzmir İyon yerleşimleridir. Yazını yaygınlaşmasının, Mısır, Suriye ve Kıbrıs başta olmak üzere sürdürülen ticari kolonileşmenin lideri oldu. Başta tapınaklar olmak üzere gözlemlenen sanatsal gelişim Milet, Efes, Erythrai(Çeşme) ve Phokaia(Foça)’da yoğunlukla hissedilir ki bu eserlerde Anadolu Hitit sanatının etkisi de büyüktür. Özellikle evlerde görülen çok odalı, avlulu yerleşim tamamen Hitit ve Anadolu temellidir. Bu dönemde yapılan ilk parke döşeli yolu Eski İzmir’de yapılan kazılar ortaya çıkarmıştır. M.Ö 650-545 döneminde bilim, felsefe,tarih edebiyat üzerine yapılan çalışmalarla Mısır ve Mezopotamya’nın önüne geçilmiştir. Ta ki Pers işgaline kadar..

M.Ö 6. yy. ortalarında gerçekleşen Pers işgali sonrası bölgede Tiranlık gözlenir. Yamanlar Dağı’nda bulunan anıt mezarlar ve ortaya çıkarılan 15 odalı ev bunun kanıtı niteliğindedir. Despot liderlerce idare edilen şehirlerde düşünce ve sanata elverişli olmayan yönetim sonrası birçok aydın Atina’ya göçmüş, böylece İzmir başta olmak üzere tüm Batı Anadolu kentlerinde bir gerileme gözlenmiştir. Özellikle doğudan gelen yoğun göçlere ve Büyük İskender’in Persler’ i mağlup edip(M.Ö 333) bölgeyi refaha kavuşturmasına bağlı olarak Kadifekale, Tepecik gibi yeni yerleşimler ortaya çıkmış, liman çevresi yerleşiminde de büyüme görülmüştü. Helenistik Çağ adı verilen bu dönemde Efes ve Bergama’nın nüfusunun 100 bini aştığı bilinir. M.Ö 1. yy’ da tarihçi Straborn’ un ve Aristides’ in anlattığına göre Kadifekale ve liman çevresi yani genel adıyla Smyrna’ da düz caddeleri, antik tiyatrosu, stadyumu ile enfes bir şehirleşme görülür. İncil'de sözü edilen "Yedi Kilise"den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar.

İzmir'in ilk başpiskoposu olan Aziz Polikarp havari ve İncil yazarı St. John'un ilk müridlerinden biridir. Yaklaşık M.S. 70 yılında Anadolu'da doğmuş, inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkûm edilmiştir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir, sonradan Bizans İmparatorluğu olarak tanınacak Doğu Roma İmparatorluğu'nun bir parçası olur. Bizans İmparatorluğu dönemi İzmir’inin, canlı bir kent olduğunu söylemek zor görünüyor. Bizans döneminden günümüze dikkat çekici her hangi bir kentsel unsurun ulaşamamış olması, bu düşünceyi doğrular niteliktedir.

1076 yılında Çaka Bey İzmir’i alıp Ege adaları ve Çanakkale’ye akınlar düzenledi. Onun ölümünden sonra Bizanslar şehri geri aldıysa da, 1310’da da Aydınoğlu Umur Bey İzmir’e hakim oldu. Liman tarafında kalan kısım ise Cenevizliler’ in kontrolündeydi. O nedenle bu dönemlerde buraya Gavur İzmir adı veriliyordu.

1402 Ankara Savaşı sonrası İzmir önlerine gelen Timur, bu sırada kentin hakimi olan Rodos Şovalyeleri’nden teslim olmasını ister. Beklediği cevabı alamayınca Moğol ordusu şehri istila eder. 1422 yılında da II. Murat İzmir’i Osmanlı topraklarına katar. Ticari faaliyetleri sebebiyle bundan zarar gören Venedikliler deniz güçlerine dayanarak Osmanlılar’la rekabete girişti. Bunun üzerine Sultan II. Mehmet (Fatih), İzmir limanının girişinde bulunan ve Timur’un İzmir’e girdiği günlerde yıktırmasından dolayı, harabe halinde bulunan Liman Kale’sini yeniden yaptırdı. İç limanının hemen girişinde bulunan kale, İzmir’e denizden gelebilecek saldırılara karşı uzun yıllar en önemli savunma tesisi olarak kaldı. Liman Kale’nin yeniden inşa edilmesiyle, İzmir tekrar eski görünümüne kavuştu.

Bu dönemde zaman zaman Arap Said, Kalenderoğlu, Şeyh Bedrettin ve Torlak Kemal gibi isyanlara sahne olan İzmir 1620 kapitülasyonları sonrası açılan İngiliz ve Fransız konsoloslukları ile İmparatorluğun önemli bir ticaret merkezi haline gelmeye başladı. 1672’de İzmir’e gelen Evliya Çelebi özellikle liman çevresinde, Punta’ da gözlenen hareketlenmenin yerli gayr-ı Müslim ve batılı tüccarların yerleşmelerinden kaynaklandığını yazar. Bununla birlikte 1676’da 30 bin kişin hayatına sebep olan veba salgını, 1688 depremi, 1742 yangını şehirde büyük tahribata yol açtı. Özellikle 1688 depremi sonrası şehrin Foça ya da Manisa’ya taşınması gündeme geldiyse de ticari faaliyetlerin sürdürülmesindeki zorluklar nedeniyle bundan vazgeçildi.

Aydın Vilayeti’ne bağlı olan İzmir, 18 ve 19. yy larda gösterdiği gelişim sonrası 1850’de vilayet merkezi oldu. Bu dönemde İzmir. İngiliz, Fransız, Hollandalı ve İtalyan ticaret kumpanyalarının gözdesiydi. İç bölgesinin değerli tarım ürünlerini, dünya pazarlarına aktaran bir çıkış noktası ve limanı konumunu kazanmıştır. Başta pamuk olmak üzere, afyon, kuru üzüm, kuru incir, palamut, doğal kök boya, zeytinyağı, sabun vb. yerel ürünlerin ihracı önem kazanmaya başlamış, bu nedenle İzmir'in arka bölgesinde de bir canlanma ve ekonomik refah izlenmeye başlamıştır. Bu yüz yıllık dönemde, İzmir limanından yapılan ihracatta on kata ulaşan bir artış vardır ve bu evrede, İzmir'in bir liman kenti olarak büyümesini hazırlayan unsurların, üç ana neden üzerine oturduğu görülmektedir:

-Batı Avrupada sanayi devrimi nedeniyle tarımsal ürünlere ve aşırı ihtiyaç duylması.

-İngiltere'nin Hindistan'a kesin yerleşmesinden ötürü Asya ile iletişim kanallarının açık tutulması için Anadoludan yararlanma arzusu  ile  Batı Anadoluyu kullanması.

-Amerikan Bağimsızlık savaı ndeniyle İngilizlerin tekstil sanayisi için ihtiyaç duydukları pamuğu temin edemeyişi ve Osmanlı İmparatorluğu topraklarında,özellikle Batı Anadolu'da pamuk tarımını canlandırmaları.

 

Osmanlı’nın idam fermanı olarak anılan 1838 Balta Limanı ticaret sözleşmesi ile yerli tüccar girdiği her liman için 5 akçe vergi öderken, yabancı tüccarlar 3 akçe ödeyerek tüm limanlarda ticaret yapma hakkı elde etmişti. Bu da yerli üretime ve tüccarlara vurulan bir darbe niteliğindedir. Bu anlaşma aynı zamanda yabancı tüccarların İzmir'e akın etmesine neden oldu. 1856 yılında yabancılara mülk edinme hakkının verilmesi ise, önemli miktarda yabancı nüfusun İzmir'e akmasına neden oldu. 1847-1880 yılları arasında İzmir'deki yabancı nüfusun önemli bir artış gösterdiğine tanık olmaktayız. 1847'de 15.000 kişi olan yabancı nüfus, 1880'de 50.000 kişiye ulaşmıştı. İzmir ve Batı Anadolu'da ticari kapasitenin büyümesiyle, finansal örgütlenmeler de ortaya çıkmaya başlamıştır. Nitekim bir grup tüccar tarafından 1843 yılında Commercial Bank Of İzmir kurulmuştur. Bunu 1860 yılında Credit Lyonnais'in İzmir şubesini açması izler ve ardından da 1863'de Osmanlı Bankası İzmir'de şube açar.

İzmir-Aydın demiryolunun açılmasıyla verimli Söke ovasından elde edilen pamuk limana geliyor, oradan da hammadde olarak ihraç ediliyordu. 1880 yılında da Fransız firamsı aldığı imtiyazla ihtiyaçlara uygun bir şekilde yeni rıhtımın inşaatını tamamladı. Yerel Yönetimler Kanunu’na bağlı olarak 1871’de kurulan belediyenin ilk başkanı da Yenişehirlizade Ahmet Efendi’dir.

15 Mayıs 1919’da Yunan işgaline maruz kalan İzmir, Teşkilat-ı Mahsusa’ nın resmi görevlisi, gizli kimliği gazeteci olan Osman Nevrez, yani bilinen adıyla Hasan Tahsin’in sembolleşen İlk Kurşun’uyla başlattığı mücadeleyi 9 Eylül 1922’ de kazanmıştır. Ancak Yunanlılar’ ın kaçarken çıkardığı yangın, İzmir’ in tarihi dokusunun 4/3’ üne zarar verdi ve bugün fuar alanı bu tahribatın üzerine kurulmak zorunda kaldı.